İlke Düzgün: Ajansı kurmak, yalnızca bir iş fikri değil; bir vizyonun hayat bulmasıydı

İletişim sektörü her gün değişiyor ama bazı hikâyeler, sadece sektörel başarılarla değil; içindeki değerler, dönüşümler ve duruşlarla da dikkat çekiyor. Essance İstanbul’un kurucusu İlke Düzgün ile ajansın kuruluş hikâyesinden kadın istihdamına, uzaktan çalışmanın getirdiklerinden yapay zekâya kadar birçok başlığı ele aldık. Her cevabı, sadece bugünü değil geleceği de yeniden düşünmek için güçlü bir davet niteliğinde…

Essance İstanbul’un kuruluş hikâyesi, girişimcilik yolculuğunuzda sizin için nasıl bir dönüm noktası oldu?

Ajansımızı kurmak, benim için sadece bir iş fikrini hayata geçirmek değil, uzun süredir içimde taşıdığım bir vizyonu somutlaştırmak anlamına geliyordu. Kuruluş süreci, birçok açıdan dönüştürücü bir deneyimdi. Sınırlı kaynaklarla ama yüksek bir inanç ve tutkuyla başladım. Her adımda daha çok öğrendim, daha çok büyüdüm. Zorluklar elbette vardı ama her biri, vizyonuma olan bağlılığımı güçlendiren birer gelişim fırsatına dönüştü. Bu süreçte yalnızca kendi sınırlarımı keşfetmekle kalmadım; etkinin kaynaklardan çok, inanç ve doğru stratejilerle şekillendiğini de deneyimledim. Bugün geriye dönüp baktığımda, ajansımızı kurma kararının sadece kariyerimde değil, hayata bakışımda da büyük bir kırılma noktası olduğunu görüyorum. O adımla birlikte kendi potansiyelimi yeniden tanımladım, etki alanımı büyüttüm ve başkalarına da ilham verebilecek bir yolculuğun içine girdim.

Ajansınızdaki yüksek kadın istihdam oranı tesadüf mü, yoksa bilinçli bir tercihin sonucu mu?

Bu kesinlikle bilinçli bir tercihti. Ajansı kurarken yalnızca etkili iletişim stratejileri üretmek değil, aynı zamanda temsil ettiği değerlerle de fark yaratmak istedim. Kadınların yaratıcılık, sezgi, detaylara gösterdiği özen ve çok yönlü düşünme becerilerinin; iletişim sektörüne büyük katkılar sağladığına inanıyorum. Ekip yapımızı oluştururken fırsat eşitliğini temel aldım. Ancak bunun ötesinde, kadınların liderlik potansiyelini desteklemek ve yaratıcı endüstride daha görünür kılmak da önceliklerimden biriydi. Bu yaklaşım hem kurum kültürümüze hem de ürettiğimiz işlere derinlik, empati ve çeşitlilik kazandırdı. Dolayısıyla ajansımızdaki yüksek kadın istihdam oranı bir sonuç değil; değer odaklı bir yaklaşımın doğal bir yansımasıdır.

Pandemi sonrası kalıcı hale gelen evden çalışma düzeni ajansınızın kültürünü ve iş yapış biçimlerini nasıl dönüştürdü?

Pandemi sonrası kalıcı hale gelen evden çalışma düzeni, ajans kültürümüzde yalnızca mekânsal bir değişiklik değil; aynı zamanda düşünce biçimimizi de dönüştüren bir kırılma noktası oldu. Esnek çalışmanın verimliliğin yanı sıra çalışan memnuniyetini, yaratıcılığı ve sorumluluk duygusunu da artırdığını net bir şekilde gözlemledik. Bu süreçte iletişim şeklimizden zaman yönetimine, ekip içi koordinasyondan müşteri ilişkilerine kadar pek çok alanda daha çevik, daha dijital ve daha insan odaklı bir yapı geliştirdik. Farklı şehirlerde yaşayan yeteneklerle çalışma imkânı bulduk ve bu da ajansımızın bakış açısını daha da zenginleştirdi. Bugün geldiğimiz noktada, bizi bir arada tutan şeyin fiziksel yakınlık değil; ortak değerler ve güçlü iletişim olduğunu çok daha iyi biliyoruz. Bu dönüşüm, hem kültürel hem de operasyonel olarak ajansımıza sürdürülebilir bir dinamizm kattı.

İletişim sektörünün hızla değişen dinamikleri içinde, özellikle yapay zeka gibi teknolojik yeniliklere adaptasyon süreciniz nasıl ilerliyor?

İletişim sektörü her zaman dönüşümle iç içe bir alan oldu ancak yapay zekâ gibi teknolojik gelişmeler bu dönüşümün hızını ve etkisini çarpıcı biçimde artırdı. Biz bu süreci bir tehdit değil, büyük bir fırsat olarak görüyoruz. Teknolojiyi; iş süreçlerimizi hızlandıran, veriyi daha etkin yorumlamamıza yardımcı olan, yaratıcılığımızı besleyen ve stratejik düşüncemizi derinleştiren bir kaynak olarak değerlendiriyoruz. Ajans içinde hem ekip içi eğitimlerle hem de pilot projelerle bu teknolojilere adaptasyonu bilinçli ve sürdürülebilir bir şekilde yönetiyoruz. Yapay zekânın sağladığı içgörüleri; stratejik zekâmız ve insan dokunuşuyla birleştirerek markalarımıza daha derinlikli çözümler sunabiliyoruz. Bizim için önemli olan; teknolojiyi yalnızca takip etmek değil, onu anlamlı biçimde entegre ederek, insan odaklı bir iletişim dili geliştirmek. Çünkü geleceğin iletişimi yalnızca dijital değil, aynı zamanda daha sezgisel, empatik ve bütüncül olacak.

2025 yılının ilk yarısını geride bırakırken, yıl başında belirlediğiniz hedeflerin ne kadarına ulaştınız?

2025 yılının ilk yarısı, hem sektörümüz hem de ülkemiz açısından dalgalanmaların ve belirsizliklerin yoğun yaşandığı bir dönem oldu. Buna rağmen yılın başında belirlediğimiz hedeflerin büyük bir kısmına istikrarlı adımlarla ilerlediğimizi söyleyebilirim. Ekonomik koşulların, içinde yaşadığımız toplumun hassasiyetlerinin ve değişen müşteri beklentilerinin bilincindeyiz; biz de bu süreci daha esnek, yaratıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşımla yönetmeye odaklandık. Bu dönemi, yalnızca hedeflerimizi takip ettiğimiz bir süreç değil aynı zamanda iş yapış biçimimizi daha da güçlendirdiğimiz, ekip içi dayanışmayı artırdığımız ve yaratıcı kapasitemizi yeniden tanımladığımız bir fırsat olarak görüyoruz. Yılın ikinci yarısına da aynı kararlılıkla, uyum yeteneğimizi koruyarak ilerlemeye devam edeceğiz.

Ajansını yalnızca bir iş modeli değil, değer temelli bir yolculuk olarak gören İlke Düzgün’ün sözleri; bugünün iletişim dünyasında fark yaratmak isteyen herkes için güçlü bir ilham niteliği taşıyor. Essance İstanbul’un hikâyesi, yenilik kadar bağlılıkla da ilerlemenin mümkün olduğunu gösteren özel bir örnek olarak dikkat çekiyor.

İlginizi çekebilir

Haberi beğendiniz mi? Paylaşmak iyi bir fikir olabilir.

İlgili Haberler

Brand Planet E-bülten'e Ücretsiz Abone Ol!