Geçen ay McDonald’s restoranlarında sunulan dilimlenmiş soğanlarla ilişkili E. coli salgınının ardından, fast food devi toparlanma sürecini hızlandırmak ve etkilenmiş franchise işletmecilerini desteklemek için 100 milyon dolardan fazla yatırım yapacağını açıkladı.
Bu yatırımın 65 milyon dolarlık kısmı, iş kaybı yaşayan işletme sahiplerini desteklemek üzere, salgından en çok etkilenen eyaletlere yönelik olarak ayrılacak. Yaklaşık 35 milyon dolar ise pazarlama faaliyetleri gibi trafik artırıcı programlara yönlendirilecek.
McDonald’s tarafından çalışanlar ve işletmecilere gönderilen bir notta, “Çok karmaşık ve hızla değişen bir durumu yönettik, benzeri görülmemiş bir hızda harekete geçtik ve müşterilerimizin güvenliğine ve refahına olan sarsılmaz bağlılığımızla markamızın gerçek karakterini ortaya koyduk. ‘Toparlanma’ aşamasına girerken, doğru olanı yapma taahhüdümüzü sürdüreceğiz” ifadelerine yer verildi. Notta ayrıca, etkilenen bölgeler için yerel toparlanma planlarının da yakın zamanda detaylandırılacağı belirtildi.
Geçen ay yapılan kazç açıklamasında McDonald’s Mali İşlerden Sorumlu Yöneticisi Ian Borden, Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) E. coli salgınını McDonald’s Quarter Pounder menüsüne bağladığını duyurmasının hemen ardından günlük satış ve müşteri trafiğinin düştüğünü belirtti. Ancak yöneticiler, bu durumun şirketin genel performansı üzerinde ciddi bir etkisi olmasını beklemediklerini ifade etti.
Bu hafta itibariyle, daha önce bazı restoranlardan geçici olarak kaldırılan Quarter Pounder menüsü, dilimlenmiş soğanlarıyla birlikte tüm şubelerde yeniden sunulmaya başladı.
CDC tarafından çarşamba günü yayınlanan son güncellemede salgından toplamda 104 kişinin etkilendiği, 37 kişinin hastaneye kaldırıldığı ve 14 eyalette bir kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Aynı gün, Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) McDonald’s restoranlarıyla ilişkili bir gıda güvenliği sorununun kalmadığını açıkladı.
🪐 Brand Planet Yorumluyor:
McDonald’sın toparlanma planları, marka güvenilirliğinin kriz dönemlerinde nasıl korunabileceğine dair çarpıcı bir örnek sunuyor. Geniş çapta bir halkla ilişkiler ve pazarlama stratejisiyle, hem müşteri trafiğini yeniden kazanmayı hem de franchise sahiplerinin kayıplarını telafi etmeyi hedefliyor. Bu durum, markaların kriz yönetimi konusunda proaktif olması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
